Aylar önce bir yazı yazmışım: http://ny12da.blogspot.com/2013/01/nevann-ardndan.html
Bir düzeltme ya da bir şeyler mi ekleme bu yazıdaki derdim bilmiyorum.
...
Bu yazı Ilgın'a mektuptur.
...
Eğer o filmi yapmasaydınız, emek vermeseydiniz ve Ilgın rolünde de Şükrü'yü oynatmasaydınız belki böyle hissetmiyor olabilirdim. Belki de hissederdim seneler sonra. Ya da her neyse.
Sizi artık anlıyorum. Sana sen desem olur mu? Ilgın. Belki de Ilgın Abi. Ya da Ilgın. Ilgın Ilgın! Evet Ilgın.
Ben şimdi, yani filmi izledikten sonra, fark ettim sevdiğini kaybeden bir adam olduğunu. Acını, içinde debelenip durduğun pişmanlık ve her şeyi geriye alma isteğini... Birçok acıyı, duyguyu aynı anda yaşıyorsun hem de hala. Kaç senedir devam eden bir hüzün, elem bu.
Bir de şunu düşündüm filmden sonra eve dönünce. O filmin her sahnesi çekilirken, özellikle sevdiğini kollarına almış bir Ilgın'ı canlandıran oyuncuyu izlerken... Allah'ım, bu nasıl bir acı?! Senin için çok büyük dua ediyorum şimdi.
Birkaç ay önce senden nefret ediyordum. Şimdi büyük bir merhametle sana sarılıyorum. Keşke bir gün oturup bir kahve içsek ve sen kendi duygularından ben de Neva'ya oldukça paralel olan korkularımdan sana bahsetsem. Sonra sen ağlasan. Ben ağlasam. Sonra benim Değerlim gelse. O da katılsa bize. Neva'yı artık üçümüz yaşatıyor olsak.
Ki bilen bilir sevgili Ilgın, insanları yaşatmak o kadar da zor değil benim için, bizim için. Değerlim ile ben ele ele verince unutmuyoruz hiç kimseyi. Bize güvenirsen, ne güzel olur.
Neva'yı düşündüm. İntiharının sebebi sadece sen ve senin baskıların olamaz. Her kadın, kitabın sonunda da bahsettiğin o kaygılarla bunu aklından bir kez olsun geçirmiştir. Çünkü her kadın biraz çaresizdir. Bazılarımız çaktırır, bazılarımız çaktırmaz. Genelleme de yapmak istemiyorum ama biraz öyledir be yahu!
Neva'yı bütün damarlarımla anlıyorum. Beynimdeki bütün nöronlarla onu hissediyorum. Ruhu şad olsun.
Bilmediğin bir dostun var artık sevgili Ilgın. Seni derinden anlayan ve sana içten dualar eden.
...
Mektup bitti.
...
Hani bir önceki yazımda eleştirmişim, yerden yere vurmuşum kitabı falan... Evet onlar hala geçerli. Ancak hissettiğim duygu ters yüz olmuş durumda.
İşte sanırım sinema denen "sanat"ın da etkisi bu. Kitapla hissettiğim bir duyguyu tam tersine çevirip tekrar sundu bana o film. Kaliteli, ödüllük bir film beklemeyin. Benim gözüm filmi izlerken doydu, o ayrı bir dava. Bazı oyunculuklar göz tırmalasa da keyifliydi. Ki bir önceki yazımda bahsettiğim toplumsal bir durumu da aslında gözler önüne seriyor. Olsun, artık ben Ilgın dostumun olduğu her işi severek takip eder ve eleştirimi yapıp sevmeye devam ederim.
Yahu şaka maka bir dostum daha oldu.
...
Ve sanırım bu kadar çok etkilenmemin sebebi Neva ile içsel bir empati kurmuş olmam. Bunun sebebini ve tetikleyici durumları şimdi düşünemiyorum. Üzerine derin bir "kendi kendine terapi" yapmam lazım sanırım. Ancak kurabildiğim bu güçlü empati beni hem Ilgın dostuma hem Neva'ya yakınlaştırıyor.
...
Tabi böyle bir sınavı da Allah kimseye vermesin. Ilgın dostum ne kadar sabırlı ve güçlü ki hala hayatta. Var olsun da. Neva'yı yaşatabildiği her an var olsun.
...
Yazı da bitti.
24 Eylül 2013 Salı
19 Eylül 2013 Perşembe
Eylül artık biraz da ölüm mü oldu Haziran?
Haziran da nereden çıktı?
O aramızda, bize bırakın.
...
Geçen gün dişlerimi fırçalarken yine geldi aklıma. Benim yaşımı hiç göremediğini fark ettim. Dişlerimi fırçalarken. Oysaki her an aklınızda olan bir "konu", fark edilen yaş mevzusu. Yaşlandığımda bu daha da acıtacak canımı, değil mi? Yaşlanmak ne kadar da soyut...
...
Ne onun gibi evlendim ne de bir çocuğum oldu ne de öldüm. Bıraktığı kadardım. Bırakıldığım kadar. Artsam ne kadar artabilirdim ki?
...
Değerlimle karar verdik, eninde sonunda minik bir şehirde öleceğiz. Bahçemizde... Aklımdan geçen o "üç kiremit"in olduğu tepenin yamacında bir ev. Belki o "üç kiremit"in yanında iki kiremit daha.
Bize de nasip olur mu beraber ölmek Değerlim? Ne dersin.
...
19 Eylül 2010. Gelememiştim. Gelmek yerine Manisa'ya gidip kafamı dağıtabilirim sanmıştım sonradan yanlış yolları seçen dostların yanında.
Ki hala o zamanın şallarıyla ısınırım ben.
Gitmemiştim.
O güzel gelini, güzel damadı görememiştim son bir kez bile olsa.
...
Tam üç yıl geçti üzerinden.
Sadece yıl geçti.
Zaman kavramının üzerine düşünecek olursak hala o düğünde birileri oynuyor, hala o depremin olmasına on dakika var, hala 16 Mart müsameresinde ben o güzelliğin fotoğraflarını çekiyorum, hala...
...
Hala'dan şapka kalktı mı kalkmadı mı?
Bu başka mevzu.
Sen zamana bak. Şapkasız.
...
Unutulamaz.
Eline bir kurdela bağlar gibi aklında tutman gerek böyle sevgileri.
Var olsunlar.
Mekanları cennet ola.
Amin.
...
Sanırım bir Fatiha isteyecek kadar yüzüm var artık.
O aramızda, bize bırakın.
...
Geçen gün dişlerimi fırçalarken yine geldi aklıma. Benim yaşımı hiç göremediğini fark ettim. Dişlerimi fırçalarken. Oysaki her an aklınızda olan bir "konu", fark edilen yaş mevzusu. Yaşlandığımda bu daha da acıtacak canımı, değil mi? Yaşlanmak ne kadar da soyut...
...
Ne onun gibi evlendim ne de bir çocuğum oldu ne de öldüm. Bıraktığı kadardım. Bırakıldığım kadar. Artsam ne kadar artabilirdim ki?
...
Değerlimle karar verdik, eninde sonunda minik bir şehirde öleceğiz. Bahçemizde... Aklımdan geçen o "üç kiremit"in olduğu tepenin yamacında bir ev. Belki o "üç kiremit"in yanında iki kiremit daha.
Bize de nasip olur mu beraber ölmek Değerlim? Ne dersin.
...
19 Eylül 2010. Gelememiştim. Gelmek yerine Manisa'ya gidip kafamı dağıtabilirim sanmıştım sonradan yanlış yolları seçen dostların yanında.
Ki hala o zamanın şallarıyla ısınırım ben.
Gitmemiştim.
O güzel gelini, güzel damadı görememiştim son bir kez bile olsa.
...
Tam üç yıl geçti üzerinden.
Sadece yıl geçti.
Zaman kavramının üzerine düşünecek olursak hala o düğünde birileri oynuyor, hala o depremin olmasına on dakika var, hala 16 Mart müsameresinde ben o güzelliğin fotoğraflarını çekiyorum, hala...
...
Hala'dan şapka kalktı mı kalkmadı mı?
Bu başka mevzu.
Sen zamana bak. Şapkasız.
...
Unutulamaz.
Eline bir kurdela bağlar gibi aklında tutman gerek böyle sevgileri.
Var olsunlar.
Mekanları cennet ola.
Amin.
...
Sanırım bir Fatiha isteyecek kadar yüzüm var artık.
12 Eylül 2013 Perşembe
Pavese ile tanışmamız anısına.
Sevgili Tezer'in kitaplarından taşıp gelen ve sonunda bir kitabevi ziyaretimizde hatırlayıp aldığımız (daha doğrusu kardeşimin son bursuyla hediye ettiği) "Yalnız Kadınlar Arasında" adlı kitabı ile tanıştım Pavese'yle.
İlk birkaç sayfada Tezer Özlü'yü görünce korktum. Acaba etkilendiği bu yazarın bizim ülkemizdeki şubesi olmayı mı seçti diye düşündüm. Öyle olmadığı çok çabuk çıktı ortaya. Sevgili Tezer'i böyle bir suçla itham ettiğim için kendimden utandım, ruhu şad olsun.
Kitabın sonunda verdiğim karar ise şu: Sevgili Tezer Pavese'yi karakterlerinde kendini bulduğu için böylesine sevmiş ve içselleştirmişti. Çünkü kitaptaki ana karakter olan Clelia aklımdaki Sevgili Tezer ile oldukça büyük oranda örtüşüyordu.
Kitabı okurken aslında Sevgili Tezer'in bize anlatmadığı karakterine dair ipuçları bulmuşum gibi sevindim. Hazine bulmuştum, çabuk bitti.
...
Pavese'de beni etkileyen en değerli konu şu oldu: Karakteri yani Clelia'yı öyle güzel saklamıştı ki onu ararken kitap bitiverdi. Clelia'nın gözünden anlatılıyordu olanlar ve kadıncağız kendini öyle güzel gizliyor, düşüncelerini öyle güzel örtüyordu ki... Bunu bir de düşüncelerini anlatır hissi uyandırarak yaptığını düşünün.
1949 yılının İtalya'sına dair çok çok ayrıntılı bilgi almasam da fikir sahibi olabildim. Ve ölmeden yapmam gerekenler listeme yeni bir amaç eklememi sağladı: Roma'nın başka bir şehre gitme ihtiyacı duyulmayan tek yer olup olmadığını görmek. Bu merakım o kadar çok ki işsiz olduğum şu sıra bir an önce para kazanıp Roma'ya gidip birkaç gün aylak aylak sokaklarda gezmek istiyorum. Sokaklardaki masalarda oralara özgü yemekler yedikten sonra hiç bilmediğin bir dil olan İtalyanca bir tiyatro izlemek istiyorum. Bunu yapmalıyım.
...
Balayı için St. Petersburg kesin kararımız olmasaydı Roma'yı düşünebilirdim. Bakalım. Bence bakalım.
...
Bir de Pavese'yi okurken, savaştan henüz çıkmış bir toplumun savaştan "ekmek almak" gibi bahsetmesinin verdiği tuhaf rahatlıkla günümüz dünya düzenini düşündüm. Her şeye burnunu sokan ülkeler... Her şeyden nem kapan yöneticiler... "Ezilen" halklar... Unutulan ama üyesi olduğumuz dinler... Yaşanması ertelenip durulan ve sonunda gidileceğinden emin olunmayan "cennet"e kalan hayatlar... Ne denli boş.
...
Bir yazar olup (Nasıl olunduğuna dair bir fikrim yok. Sigara bile içmiyorum.) hiçbirinizin bulamayacağı bir yerde her sabah kahvemi içip kitap okuyarak akşam olsun ve ben hiç bilmediğiniz bir yerde uyuyayım istiyorum.
Bana izin ver toplumsal düzen. Senden, senin sorumluluklarından ve getirdiğin sonuçlardan bıktım. Küçük bir kasaba ve bir oda bana yetecekken neden beni daha, daha ve daha için zorluyorsun? İçimdeki duygunun hırs olmadığını ve Clelia kadar yaşlı olmasam da onun kadar doymuş olacağım ihtimalini neden göz ardı ediyorsun? İzin ver bana, gideyim.
...
Rosetta ile aynı yaştayım. Ve bütün bunlar yalnız kadınlar arasında.
İyi okumalar.
18 Ağustos 2013 Pazar
İlk Basın Açıklamam: Tesettüre girme kararıma dair bilgilendirme.
Buraya neden yazdığımı bilmiyorum, bu yazı burada dursun.
...
Sevgili okuyucu, belki de sevgili dost, belki de benimle sokakta karşılaşma ihtimali olan tanıdık. Bilmen gereken birkaç şey var.
...
Bu yaz güzel bir yaz yaşadım aslında. Bol bol okudum, bol bol öğrendim.
Birçok şey öğrendim.
Birçok şey öğrendim.
Birçok şey öğrendim.
...
Bu sayfada bütün siyası görüşlerden uzak, herkesi kucaklayan bir bakış var. Doğrudur. Ancak dini görüşlerimi, yaşantımı burada ne kadar yansıttım emin olun hatırlamıyorum.
Evet, çok şükür ki bir müslümanım. Allah'ın varlığına, birliğine ve Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin onun elçisi olduğuna iman edenlerdenim.
İnandığım din, Kur'an-ı Kerim ile bize birtakım emirler, yaşantı şekili önermiş. Miş diyorum, çünkü bir müslüman olarak hiç bilmeden küfre girerek dinimi yaşadığımı sanmışım. İnandığım ahiret hayatını unutmuşum. Beni yaratan Allah'tan korkmayı unutup kullarından korkar olmuşum. Bilmiyordum.
A, bu Kur'an'da yok dediğim çoğu konunun aslında var olduğunu, hiç bilmeden küfre girdiğimi gördüm.
Tesettür Kur'an'da var. Kur'an'da örtülü olarak anlatılanları bize açıklamak için görevlendirilen Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin görevini şüphesiz layıkıyla yerine getirmesi ile bu örtük surelerin ne anlattığını anlıyoruz. "Tam olarak örtünün denmiyor." diyorduk ya, o öyle değilmiş. Okuyup bunu öğrendim.
Celaleyn, Medarik kaynaklı bir yazıda Nur suresinin 31. ayetinde: "Mümin kadınlara söyle, gözlerini [yabancı erkeklere bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, [el, yüz gibi] görünen kısmı hariç, [Kolye, küpe, bilezik, kına, sürme gibi] ziynetlerini [ve ziynet taktıkları baş, kulak, kol ve ayaklarını] göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar [saç, kulak ve gerdanlarını] örtsünler!" buyruluyor.
Gayet açık diye düşünüyorum.
...
Bir ayet örneği vereceğim, daha fazla yazıyı uzatmamak için.
...
Artık sizler de biliyorsunuz ki inandığım dini her zaman en güzel şekilde yaşamaya çalışan ben bir adım ileriye giderek tesettüre girmeye karar verdim. Emin olun ki o kadar kolay ve ha denince verilen bir karar değil. Son üç dört senedir kafamda olan ve bir türlü kendimi hazır hissetmediğim bu konu artık beni gittikçe daha çok oyalayan ve ihtiyaç duymamı sağlayan bir hal aldı. Bu kararı verdiğim için yaşadığım huzuru anlatmak aptallık olur.
...
Eklemeden geçemeyeceklerim: Tesettüre girince;
Cemaatçi olmadım hemen, herhangi bir cemaatin aracılığına ihtiyaç duymadan okuduklarımla Allah'a uzanmaya çalışıyorum.
Herhangi bir siyasi parti için değil kendi vicdanım için bu kararı vermiş oluyorum. Hükümette hangi partinin olduğu bu kararı etkileyecek bir değişken değil.
Sağcı olmadım. Birkaç yazı önce aktardığım gibi. Sağı da solu da ve artık aynı zamanda apolitikleri de kucaklayan hümanist bir anlayışla siyasete bakıyorum. Bunu saygısız sempatizanlara karşı korumak ne kadar zor olsa da...
Gerici olmadım. Aksine daha aydın ve açık olduğumu hissediyorum. Düşündüğüm ve hissettiğim gibi yaşamaya başlayacağım için. Bu ayrı bir keyif veriyor.
Değerlimin baskılarına cevap vermiş olmadım. Hani herkesin ilk sorduğu soru: "O mu istiyor?". Yok efendim. İnsanın başka birinin isteğine göre hayatının şeklini değiştirmesi olası bir şey mi? Bu insanın aklına yatıyor mu? Fikrimden hiç haberi yokken öğrenip sevinen bir sevdiğim var benim, bu konu onun "baskı" yaptığı bir konu değil. Bu konu zaten baskıyla olabilecek bir konu değil. Her neyse, bu yazının maneviyatına bu kısım pek uymadı sanırım. Yine de eklemekte fayda vardı, dursun burada.
Örümcek kafalı olmadım.
Beyinsiz olmadım.
Kafasında bir kilo türbanla, hani şu "giyinik çıplaklar" diye tabir edilenlerden olmadım.
Ve daha birçok önyargı ile yakalaşacağınız o tuhaf şeylerden olmadım.
Olmayacağım da.
...
Korkumu da not düşeyim, sonra bu yazıyı göstererek anlatırım başıma gelenleri. Yukarıda eklemeden geçemeyeceğim dediğim sınıftaki insanlar arasında sayılmaktan oldukça korkuyorum.
Umarım...
...
Görüşleriniz ne olursa olsun belki de bu yazı sayesinde artık tesettürlü her kadının siyasi simge ya da aksesuar olarak tesettüre girmediğini, kimilerinin de inanarak bunu yerine getirdiğini anlamışsınızdır.
En azından bu ilk basın açıklamam bu işe yarasın.
...
Kararımı en kısa sürede uygulamak niyetindeyim, bir maaşımı alayım da... Alışverişimi yapayım da... Malum, bir önceki hayattan kalan kıyafetler pek bir işime yaramıyor...
...
Buraya dek okuduğunuz için çok teşekkür ederim.
Saygı ve saygı ve de saygı bekliyorum, hepsi bu.
...
İyi okumalar dostlar.
...
Sevgili okuyucu, belki de sevgili dost, belki de benimle sokakta karşılaşma ihtimali olan tanıdık. Bilmen gereken birkaç şey var.
...
Bu yaz güzel bir yaz yaşadım aslında. Bol bol okudum, bol bol öğrendim.
Birçok şey öğrendim.
Birçok şey öğrendim.
Birçok şey öğrendim.
...
Bu sayfada bütün siyası görüşlerden uzak, herkesi kucaklayan bir bakış var. Doğrudur. Ancak dini görüşlerimi, yaşantımı burada ne kadar yansıttım emin olun hatırlamıyorum.
Evet, çok şükür ki bir müslümanım. Allah'ın varlığına, birliğine ve Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin onun elçisi olduğuna iman edenlerdenim.
İnandığım din, Kur'an-ı Kerim ile bize birtakım emirler, yaşantı şekili önermiş. Miş diyorum, çünkü bir müslüman olarak hiç bilmeden küfre girerek dinimi yaşadığımı sanmışım. İnandığım ahiret hayatını unutmuşum. Beni yaratan Allah'tan korkmayı unutup kullarından korkar olmuşum. Bilmiyordum.
A, bu Kur'an'da yok dediğim çoğu konunun aslında var olduğunu, hiç bilmeden küfre girdiğimi gördüm.
Tesettür Kur'an'da var. Kur'an'da örtülü olarak anlatılanları bize açıklamak için görevlendirilen Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin görevini şüphesiz layıkıyla yerine getirmesi ile bu örtük surelerin ne anlattığını anlıyoruz. "Tam olarak örtünün denmiyor." diyorduk ya, o öyle değilmiş. Okuyup bunu öğrendim.
Celaleyn, Medarik kaynaklı bir yazıda Nur suresinin 31. ayetinde: "Mümin kadınlara söyle, gözlerini [yabancı erkeklere bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, [el, yüz gibi] görünen kısmı hariç, [Kolye, küpe, bilezik, kına, sürme gibi] ziynetlerini [ve ziynet taktıkları baş, kulak, kol ve ayaklarını] göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar [saç, kulak ve gerdanlarını] örtsünler!" buyruluyor.
Gayet açık diye düşünüyorum.
...
Bir ayet örneği vereceğim, daha fazla yazıyı uzatmamak için.
...
Artık sizler de biliyorsunuz ki inandığım dini her zaman en güzel şekilde yaşamaya çalışan ben bir adım ileriye giderek tesettüre girmeye karar verdim. Emin olun ki o kadar kolay ve ha denince verilen bir karar değil. Son üç dört senedir kafamda olan ve bir türlü kendimi hazır hissetmediğim bu konu artık beni gittikçe daha çok oyalayan ve ihtiyaç duymamı sağlayan bir hal aldı. Bu kararı verdiğim için yaşadığım huzuru anlatmak aptallık olur.
...
Eklemeden geçemeyeceklerim: Tesettüre girince;
Cemaatçi olmadım hemen, herhangi bir cemaatin aracılığına ihtiyaç duymadan okuduklarımla Allah'a uzanmaya çalışıyorum.
Herhangi bir siyasi parti için değil kendi vicdanım için bu kararı vermiş oluyorum. Hükümette hangi partinin olduğu bu kararı etkileyecek bir değişken değil.
Sağcı olmadım. Birkaç yazı önce aktardığım gibi. Sağı da solu da ve artık aynı zamanda apolitikleri de kucaklayan hümanist bir anlayışla siyasete bakıyorum. Bunu saygısız sempatizanlara karşı korumak ne kadar zor olsa da...
Gerici olmadım. Aksine daha aydın ve açık olduğumu hissediyorum. Düşündüğüm ve hissettiğim gibi yaşamaya başlayacağım için. Bu ayrı bir keyif veriyor.
Değerlimin baskılarına cevap vermiş olmadım. Hani herkesin ilk sorduğu soru: "O mu istiyor?". Yok efendim. İnsanın başka birinin isteğine göre hayatının şeklini değiştirmesi olası bir şey mi? Bu insanın aklına yatıyor mu? Fikrimden hiç haberi yokken öğrenip sevinen bir sevdiğim var benim, bu konu onun "baskı" yaptığı bir konu değil. Bu konu zaten baskıyla olabilecek bir konu değil. Her neyse, bu yazının maneviyatına bu kısım pek uymadı sanırım. Yine de eklemekte fayda vardı, dursun burada.
Örümcek kafalı olmadım.
Beyinsiz olmadım.
Kafasında bir kilo türbanla, hani şu "giyinik çıplaklar" diye tabir edilenlerden olmadım.
Ve daha birçok önyargı ile yakalaşacağınız o tuhaf şeylerden olmadım.
Olmayacağım da.
...
Korkumu da not düşeyim, sonra bu yazıyı göstererek anlatırım başıma gelenleri. Yukarıda eklemeden geçemeyeceğim dediğim sınıftaki insanlar arasında sayılmaktan oldukça korkuyorum.
Umarım...
...
Görüşleriniz ne olursa olsun belki de bu yazı sayesinde artık tesettürlü her kadının siyasi simge ya da aksesuar olarak tesettüre girmediğini, kimilerinin de inanarak bunu yerine getirdiğini anlamışsınızdır.
En azından bu ilk basın açıklamam bu işe yarasın.
...
Kararımı en kısa sürede uygulamak niyetindeyim, bir maaşımı alayım da... Alışverişimi yapayım da... Malum, bir önceki hayattan kalan kıyafetler pek bir işime yaramıyor...
...
Buraya dek okuduğunuz için çok teşekkür ederim.
Saygı ve saygı ve de saygı bekliyorum, hepsi bu.
...
İyi okumalar dostlar.
16 Ağustos 2013 Cuma
Siz buna melankoli deyin ben de kısaca AGBHBD diyeyim.
(Fotoğraf: National Geographic Türkiye FB sayfasından Ali İhsan Gökçen'den.)
Bol tırnak işaretli yazı, dikkat.
...
Akşam güneş batınca...
Hissedilen berbat duygu...
Derdim bu duygu değil.
Duyguyu hissetmiş olmak da mühim değil, mühim olan kimsesizlik.
Ah dünyada ne yalnızım demek, çok yavan yahu! Amacım bu da değil.
...
Çok kalabalığım ve bu kalabalık içinde çok yalnızım. Eminim siz de ben de duymaktan sıkıldık.
Derdim bu da değil.
...
Evet koskoca dünyada sadece bir tane bedenimiz olduğundan mezarda da yatakta da yemek yerken de ağlarken de güzel bir manzara izlerken de... Virgül falan yok!
Mühim olan bu değil ki!
...
Hani "en son"sundur.
Önem verilmediğini görebilirsin, hani başkalarına verilen önemden. Sorun "diğerlerine" verilen değer de değil ki okuyucu!
Sorun diğerleri değil ki! Sorun biziz!
...
Olmasa da olur.
Hani ünlü düşünür der ki "kenar süsü".
Olsa iyi olur ama olmasa da olur.
Nasıl olur?!
Böyle insanlarız.
Olmasak bir şey ifade etmiyor.
Olmasak dönüp de biri demez ki "Ayol onlar nerede?". Demezler dostum. Dostum mu? Dost diye bir şey var mı hey "güzelim"! Herkes için değil mi ki "olmasa da olur".
Yahu sen kimsin ki bana, biz olmasa da olur diyerek bakarsın.
Değer görmek için illa ki haydi şu genel geçer deyimi kullanalım, değer vermemek mi gerekiyor? Anı paylaştıkça ne de çok gözden düşüyorsun ey insanlık?! Hatıra biriktirdikçe ne de çok gözden düşüyorsun ey dostluk!
...
Olsun be cancağızım. Biz bize yetmiyor muyuz şu "koca dünyada"?
Sen orada, aptal bir dizi setinde terini akıta akıta paranı kazanma derdinde, ben senin derdinden hallice...Biz yetiyoruz yahu birbirimize! İki kişilik bir lezzet bu.
Olmasa da olur, diyebilen herkes olmasa da olur. Değil mi?
...
Döngüye girdik. Ölene dek de çıkamayacağız.
...
Evlen, çocuk yap, büyüt, çok para kazan, emekli ol, öl. Öl!
...
Olsun be cancağızım. Değerlim.
Ben kararımı verdim.
Olmasalar da olur.
BSKO.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


